Şimdi soruyoruz, binlerce yıldır birbirinin içine geçmiş insanları ayırmaya çalışmak hainlik değil de nedir?
Bırakın artık elinizdeki o nifak tohumlarını. Bu topraklarda büyümeyecek o nefret fidanları. Bu toprağın ormanları sizin sahte ağaçlarınızı almayacaklar arasına.
Bu toprağın özünde hain yetiştirmek yoktur. Ne yazık ki sizin gibi hainler dışarıdan geliyorlar. Ama sanmayın ki kaynağını bilmiyoruz, sanmayın ki anlamıyoruz, sanmayın ki meydanı boş bulup at koşturmanıza izin veriyoruz. Unutmayın ki at binmek bizim özümüzde var.
Güneş elbet bir gün bu toprakların üzerine kaldığı yerden doğmaya devam edecek. Gelin gölge etmeyin hayatımıza, gelin güneşin altında ele ele oynayan çocukları ayırmayın. Gelin özür dileyin ortak geleceğimizden. Gelin köpekleşmenin tarihinde önsöz olacağınıza güneşli günlerin kaynakçasında geçsin adınız.
Netice şudur ki Hainler, âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar, bizim iman dolu göğsümüz gibi serhaddimizvar.
BÜYÜK TÜRK MİLLETİ;
Güneşli günler yakındır. Belki yarın belki yarından da yakın!
Ümitsizliğe düştüğünüz zaman mavi gökyüzüne bakın ve Atamız'ın şu cümlelerini hatırlayın. Göğsünüz bir kere daha kabarsın, tüyleriniz diken diken olsun, gözlerinizden iki damla yaş aksın.
“Bu memleket dünyanın beklemediği asla ümit etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedi bin senelik Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı.
Onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiatın çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk, budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir"
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinligi, şehidimin son örtusü. Işık lşık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar! Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düşürdüğü gün Gölgene sığındık. Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim; Yer yüzünde yer beyen: Nereye dikilmek istersen Söyle seni oraya dikeyim!
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir, onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilirmisiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağla***** o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...Insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Acı çekıyorum.... Acı çekıyorum çunku senı özluyorum.... Acı çektıkçe ılacımı arıyorum.... Ama ulaşamıyorum çunku çok uzakta.... İşte o an ölesım gelıyor.... Ama ölursem senı göremeteceğımı bılıyorum.... Beklıyorum çaresızce.... Bekledıkçe acı çekıyorum.... İşte o an duşunuyorum senı....
Yüzün kafamda belırlendığı anda.... İyıleşıyorum bır gulumseme yer alıyor suratımda.... Yalancı bır gulumseme bu, gözlerım dolu aslında.... Sen.....
Tek ılacım....
Uzaktasın.... Duygularımla başbaşa kaldım.... Yalnızım............ İsmını mırıldanıyorum.... İsmındekı her harf benı heyecanlandırıyor.... Duşunuyorumda benı.... Yalnızlığın bu karanlık odasından alacak mısın dıye.... Beklıyorum ve beklerken hatırlıyorum;.... Çok uzaktasın............ <******>******> Ve acı çekmeye devam edıyorum.... Gözlerımle yaşlarla....
Sesin huzur veriyor Gönlümdeki karanlığı siliyor... yüz güneş sığıyor avuçlarıma Göğü saran nefesimle... Sımsıcak kucağımda ölmek Sana gelmek istiyorum...
Rüzgarında savrulan kâğıt, gibiyim, Kor dudakların ısıtıyor içimi Dağ gibi teninle benimsin, Zamanı gülüşünle bölmek, Dünanın en güzel gelinliğini giyerek Sana gelmek istiyorum...
Sınırları,kilometreleri,dağları Gönlümün adımlarıyla bir bir geçmek, Avuçlarına kır çiçeği misali yerleşmek istiyorum... Kısaca, Çağır beni artık, çağır! Sana gelmek, Seninle sevişmek
Yine bu deftere... Akıp gidiyor bir başka yazı... Bir başka gece.... Hala sensiz... Tüm karanlağıyla... Tüm sessizliğiyle... Tüm sadeliğiyle... Tüm anılarıyla.... İnsana huzur veren... O güzel gece....
Keşke hiç bitmese...
Elim hala sana uzanmış.... Yoruldu düşmedi tut elimi...
Zamanlar sonra gerı gelırsen eğer... Anla ki kaçacak delik arıyorum yağmurlardan... Bir ıslık tutturmuşum ruhumu dağlayan.... Saklambaç oynamışım çaresiz çocuklarla.... Yürüyüp gıtmışım kendı yolumdan... Aynı yoldan dönmene inat... .........................Tut Elimi...